Pazartesi, Nisan 13, 2020

GOŞGY KAFE - 5 -



Goşgy'm, Aydilgem,

Sana olan hasretimi kelimelere sığdırmam mümkün değil.Sensiz geçen her günüm, aldığım her nefesim işkence sanki.

Biliyorum merak ediyorsun."Madem ölmemiştin, madem özlemiştin, neden yanımıza gelmedin?" diye soruları peşpeşe sıralıyorsundur şimdi.

Senin ve kızımın rahat bir hayatı olsun diye , ben ölmek zorundaydım. Şimdi sana senden gizlediğim tek sırrımı açıklıyorum. İnşaallah bu yaptıklarımı neden yaptığımı anlayabilir ve inşaallah bana hak verirsin.

Aydilgem! Ben Kafkas Kartalı Şeyh Şamil'in torunuyum. Senin tanıdığın babam , benim öz babam değildi.Ama babamdan ileridir o başka.Rus istihbaratı KGB, dedem Şeyh Şamil'in soyunu ortadan kaldırmak için her şeyi yaptı.Beni de onlardan saklayabilmek için,daha çok küçükken Turan babama emanet etmişler.

Ben de on sekiz yaşıma kadar onu öz babam bildim.On sekiz yaşında Turan babam her şeyi anlattı.

Sonra seninle evlendik.Hayatımın en mesud iki yılını yaşadım seninle gözümün nuru.Hatırlar mısın her gece sana Şeyh Şamil'in kahramanlıklarını anlatırdım.Ve derdim ki bir gün çocuğumuz olursa, bunları ona anlatacak, onu da bu ruhla yetiştireceksin tamam mı?

Mutluluğumuzun ömrü iki yılmış sevdiceğim.Bir gün KGB'nin izimi bulduğunu öğrendim.O dönemde köyde de bir takım huzursuzluklar başlamıştı biliyorsun.Ben de bu kargaşayı da bahane edip bir plan yaptım.Hem kendimi , hem sizi bir an önce kurtarmalıydım.Planı İlteriş sana anlatmıştır.

Evet beni öldü bildiler ama , emin olmak için sizi hep takip ettiler.Yanınıza gelebilmek için her şeyimi verirdim .Ama bu sizi tehlikeye atmak olurdu. Biliyordum ki öldüğüme ikna olurlarsa sizi bir daha rahatsız etmezler.İşte bu yüzden sizi önce Allah'a, sonra gönüldaşlarıma emanet edip,dedem Şeyh Şamil'in başladığı işi bitirmek için cepheye gittim.

Kızımın doğduğunu öğrendiğimde koşup gelmek istedim hemen.Uzaktan olsun göreyim sizi istedim.Bir kez daha kokunuzu içime çekeyim istedim.Ama nasip olmadı.Vatanımın ve sizin özgürlüğünüz için , ben işte böyle yaşarken öldüm ve müebbed hasrete mahkum oldum.Bu sözleri şikayet etmek için değil,size özlemimi ifade edebilmek için söylüyorum.

Sana ve kızıma yazdığım yüzlerce mektup var.İlteriş hepsini sana iletecek.

Ve gözümün nuru! Bu mektubu okuduğuna göre, ben şehadet şerbetini içtim demektir.Bana hakkını helal et.Kızım önce Allah'a sonra sana emanet !...

BİTTİ....

KAFKASLARDAN VE AHISKA'DAN  GELEN CEDDİMİN AZİZ RUHLARINA  İTHAF EDİYORUM....

Cuma, Nisan 10, 2020

GOŞGY KAFE -4-





10 Ocak 1975

Gökçe üniversiteye gitmek için uyandığında ; annesinin giyinip hazırlandığını ve salonda onu beklediğini gördü.

- Hayırlı sabahlar annem.Hayırdır? diye sordu.

Annesi:

-Haydi çabuk hazırlan,beni, dün gittiğin yere götüreceksin.

Bir ders bile kaçırmasına gönlü razı olmayan annesine latife yaptı :

-Yani okulu asalım, kafeye gidelim diyorsun.

Hızlıca hazırlandı Gökçe.Annesinin heyecanını da farketmişti.Kendisi de heyecanlıydı.Annesinden mi etkilenmişti, yoksa..."Yok canım !" dedi. "Yüzüne bile doğru dürüst bakmadığım birinden etkilenmiş olamam herhalde."

Dışarda yine fırtına , tipi.Zar zor bir taksi buldular ve sonunda kafenin önündeydiler.

....................

 "Geldiler baba!" diye seslendi Kürşad .İlteriş heyecanlıydı...Ve üzgün... " Bu haberi bunca yıl sonra nasıl vereceğim." dedi sesi titreyerek.

Gökçe ve annesi Goşgy Kafe' den içeri girdiklerinde yine her zamanki gibi Gökçe'nin gözlükleri buharlaşmış, onları silmekle meşguldü. "Anne cam kenarındaki şu masaya geçelim." dedi. Gözlüklerini takıp annesine döndüğünde, onun olduğu yerde çivilenmiş gibi kaldığını gördü.

İlteriş Aydilge'ye doğru ilerledi:

-Hoş geldin yenge.

Aydilge şaşkınlık içindeydi :

- İlteriş abi...

Aydilge sendeledi, Gökçe kolundan tutmasa oracıkta yığılıp kalacaktı.

Hep beraber bir masaya oturdular.Gökçe "Anne neler oluyor?Kim bunlar ? Sen nerden tanıyorsun?" diye soracaktı ki , annesinin "Sus!" diyen bakışlarını görünce sessiz kaldı.

-Neler oluyor İlteriş abi? dedi Aydilge.Bunca zaman neredeydiniz Alptegin nerde?

İlteriş :

-Anlatacağım yenge, sen hele biraz sakinleş, dedi.

Sonra Kürşad'a dönüp :

-Oğlum bize çay getir.İnce belli cam bardakta olsun , dedi Gökçe'ye gülümseyerek.

Gökçe Kürşad'a bakınca içi bir garip oldu.Sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi hissetti.

-Gökçe kızım, aynı babana benziyorsun.Oda çayı cam bardakta severdi ve o da aynı senin gibi kendi kendine konuşurdu.Ben " Yine deliye bağladın " deyip gülünce bana kızar ve "Ben sesli düşünüyorum." derdi.Bir de inatçıydı ki sorma.

Ortamı biraz yumuşatmaya çalışıyordu ama baktı ki Aydilge'nin gözyaşları akmaya başladı .Artık herşeyi anlatması gerekiyordu:

-Yenge , sizi Türkiye'ye kaçırdığımız günü hatırlıyor musun?

-O günü hiç unutmadım ki İlteriş Abi , dedi Aydilge.

-O gün sizi bıraktıktan sonra ben hemen geri döndüm.Çünkü Alptegin "Gel beni burdan al." demişti.Oraya vardığımda zifiri karanlıktı. Ama onu buldum. Öldüyse diye ödüm kopuyordu.Baktım ki kuytu bir yere çekilmiş oturmuş beni bekliyor.

-Yani Alptegin yaşıyor mu ? diye bir çığlık attı Aydilge.

-Dur yenge anlatıyorum, diye devam etti İlteriş:

Koşup sarıldım hemen. "Gardaş çok şükür yaşıyorsun, çok korkuttun bizi." dedim.O zaman anlattı yaptığı planı.Bizim sizi kaçıracağımızı askerler haber almış.Alptegin de onların içinde, daha önce kendisine yardım ettiği Mikail isimli bir askerle anlaşmış.Mikail bunu hafifçe yaralayacak ve diğerlerine öldüğünü söyleyecekmiş.Bu şekilde hem kendisini hem sizi kurtarmış olacakmış.

"Peki bundan bana neden bahsetmedin.Seni bulana kadar öldüm öldüm dirildim." dedim.Kerkük'e gelene kadar da söylendim durdum.

- Yani siz de Kerkük'e geldiniz mi?

-Geldik...Ama başka bir eve gidip, gizlenmek zorunda kaldık.Orda yarasını tedavi ettirdik.Sonra...Sonrasını bu mektupda sana anlatıyor Alptegin , diyerek Aydilge'ye bir mektup uzattı.Gözleri buğulandı, elleri titredi.

Aydilge mektubu aldı.Açmaya cesaret edemiyordu.Bir yandan da içinde yazılanları deli gibi merak ediyordu.

Ve derin bir nefes alıp mektubu açtı.

(Devam edecek)

Perşembe, Nisan 02, 2020

GOŞGY KAFE -3-



İlteriş arabayı son sürat sürüyordu.Bir iki kısa mola dışında hiç ara vermeden yolculuğa devam etmişlerdi.Arabanın içinde herkes lâl...Alptegin'in vurulduğunu gördükleri andan itibaren zaman durmuştu sanki.O olmayınca hayat devam etmeyecekmiş gibi , bahar gelip çiçekler açmayacakmış gibi ,  kuşlar bir daha hiç ötmeyecekmiş gibi hissediyorlardı.

İlteriş o anı düşündükçe gaza daha çok basıyor ve bir an önce Kerkük'e gidip,yolcularını Koca Kurt'a emanet edip,geri dönmek için can atıyordu.

Sonunda yol bitti.Koca Kurt evin önünde bir aşağı bir yukarı yürüyerek onları bekliyordu.Geldiklerini görünce derin bir "Ohhh!" çekti.

Arabadan inenlerin benizleri solmuş,yürüyen cenazelere benziyordu.Bir terslik olduğunu anladı. Bir de Alptegin arabadan inmeyince Kerkük üstüne yıkılmış gibi hissetti.Misafirleri güleryüzle karşılamaya çalıştı. Onları içeriye buyur ettikten sonra, hemen İlteriş'in yanına döndü.

-İlteriş!Oğlum ne oldu? Alptegin nerde?

- Sorma reis,Alptegin vuruldu.Ben şimdi hemen geri dönüp onu bulmalıyım.

-Vuruldu ve sen onu orada bıraktın öyle mi? Olacak iş değil!..

Gözlerinde şimşekler çakıyordu Koca Kurdun. İlterişin içi ürperdi."Sadece bakışlarıyla bile düşmanı alt eder bu adam." diye düşündü.

-Sanki Alptegin'i tanımıyorsun reis.Ne kadar inatçı ve ne kadar kararlı olduğunu sen de biliyorsun.Onun sözünün üstüne söz söylemek mümkün mü sence ?

Bakışları biraz yumuşadı Koca Kurdun.

- Haklısın oğul, dedi.

İlteriş:

- Bana müsade! "Gel beni burdan al." dedi.Hemen geri dönmem lazım. Yengemler sana emanet , deyip arabayı çalıştırdı.

-Alptegin de  bize emanet, unutma!

....................................

Zifiri karanlık...Ay ışığı bile yok...Mikail, gündüz Alptegin'i nerede bıraktığını hatırlamaya çalışıyordu.Tekmeyi atarken çok üzülmüştü ama, Alptegin'in kesin emri vardı."Davranışların çok gerçekçi olmalı.Sakın duygularına yenilme. Beni vuracaksın, tekmeleyeceksin. Ve onlara öldüğümü söyleyeceksin. Tamam mı ?"

" Sonra ne olacak ? " diye sorduğunda ise "Sonrasını bilmek seni tehlikeye atar. Bilmesen de olur." demişti Alptegin.

Ama duramadı Mikail...Onu bulmalıydı, yoksa kan kaybından ölebilirdi.Aniden bir ses duydu.İnleme sesi miydi? Sesin geldiği tarafa doğru yöneldi. Hayır, inleme sesi değildi. Birisi fısıltıyla konuşuyor gibiydi.Dikkatli ve sessizce o tarafa doğru ilerledi.

Baktı ki bir adam Alptegin'i sırtına almış götürüyor.Acaba sağ mı diye düşünürken, Alptegin'in sesini duydu:

- Yeter İlteriş!.Amma da söylendin...

Derin bir nefes aldı Mikail.Ve geldiği gibi sessizce birliğine döndü...


( Devam edecek )