Salı, Haziran 23, 2020

BEN VE SEN




Sen ruhumun kanatlandığı an/dın
Ben '' Yâr'' dedikçe, sen ağyarı andın

Sen can çekişen yüreğime kan/dın
Ben saf aşktım , sen yalanlara kandın

Sen uçurum kenarında tutunduğum dal/dın
Ben düşerken , sen başka hülyalara daldın

Sen gönül ülkeme seçtiğim Han/dın
Ben evsiz üşürken , sen her geçene handın

Sen zemheride gönlümdeki yaz/dın
Ben her şeyi sana , sen ağyara yazdın

Sen yazdığım her hece her satır/dın
Ben sana kurban , sen beni parçalayan satırdın

Ben sandım ki sen tutacağım el/din
Baktım ki sen ellere yâr , bana hep eldin

Sen gördüğüm en güzel düş/tün
Ve ben uyandıkça , sen gözümden düştün




Perşembe, Haziran 18, 2020

EY ŞAİR !..



Bazı kitaplar vardır, bitmesini istemezsiniz.Hem merak edersiniz,bir nefeste hepsini okumak istersiniz, hem de '' Hemen bitmesin.'' diye azar azar okursunuz.Çok aç olsanız bile doymadan sofradan kalkmak gibi...

Bu gün hava yağmurlu...Ve bir şiir kitabı bitti bu gün...Şairin ve okuyanın içindeki yangını söndürmek istercesine, dolu dizgin yağıyor yağmur...Hüzünleniyorum...Zaten böyle havalar hep hüzünlendirir beni...Bu sefer ki havadan mı, kitaptan mı, yoksa....Bilemiyorum....

Yazmak istiyorum...Hiç durmadan yazmak...Aklıma ne gelirse, ne söylemek istiyorsam, ne hissediyorsam hepsini yazmak...Duruyorum sonra...Hakkım var mı ?

Tam bu soruya okkalı bir cevap yazacakken, bir hastam giriyor içeri.Muhiddin amca...Parkinson...Yürümesi , oturması, kalkması o kadar zor ki.Ve bu halinde ilaçlarını yazdırmak için kendisi geliyor.Rikkatime dokunuyor hali.İlaçlarını yazıyorum, kalkmasına yardım edip, koluna girip kapıya kadar uğurluyorum.

Odama dönünce kendimi tutamıyorum.Yağmurla yarışıyor gözlerim...Ağlıyorum...

Peki buna hakkım var mı? Var!..Sonuna kadar!...

Şiir , yağmur , hüzün, Muhiddin amca
Hepsi yüreğimi yaralamışken bunca
Gel de sessiz kal , gel de ağlama
Ey şair ! Kalemini koy kınına
Yoksa gireceksin bir çok VEFASIZIN kanına....

Çarşamba, Haziran 10, 2020

MONOLOG



1 Ocak...Yılını hatırlamıyorum.Resmi tatil...Ve biz tatili fırsat bilip, yine arkadaşlarla bir araya gelmişiz.Sinema günü yapıyoruz.İzleyeceğimiz film. ''Her Çocuk Özeldir.'' Ekranı duvara yansıtmışız.Büyük değil,koskocaman ekran olmuş. Çaylar demlenmiş , mısırlar patlatılmış, çerezler hazırlanmış. Dışarıda ise 1 Ocak'a yakışacak şekilde lapa lapa kar yağıyor.

Herkes mutlu , herkes huzurlu , herkes sevgi dolu...Allah için birbirini sevmek bu olsa gerek.

Şimdilerde geçmişi düşündüğümde, içimi ısıtacak bir kaç güzel hatıradan biridir bu soğuk 1 Ocak günü.

Bazı şeyleri ne kadar da çabuk eskitiyoruz. Ve ne kadar çabuk unutuyoruz.

Hiç bir zaman unutulmayan anılarına dikkatle bak.Onlar mutlaka ya içindeki bir yaraya merhem olmuş, senin bir açlığını doyurmuştur. Ya da içinde onulmaz bir yaraya neden olmuştur.

Mutlu anıları sık sık hatırla..Bu kendini daha iyi hissetmeni sağlayacaktır.Olumlu duygulara odaklanmak , hayatına olumlu şeyleri çeker.

Bediüzzaman Hazretleri der ki :'' Şükür nimeti , şekva ( şikayet) musibeti ziyadeleştirir. ( artırır.)''

Güzellikleri hatırlayıp şükrettikçe, başka güzellikler hayatına çekilir. Şikâyet ettiğin her ne varsa, şiddetini artırarak hayatında kalmaya devam eder.

Sonuç olarak ; şikâyet , insanın kendi kendisine eziyet etmesinden başka bir işe yaramaz.

Şimdi içine dön , bak! Yaralarını gör.Çünkü teşhis tedaviden önce gelir.Sen çoğu zaman hastalığı teşhis etmeden tedavi etmeye çalışıyorsun.Doğru tedaviyi yapamayınca da,hem hastalık geçmeyip derinleşiyor , hem tedavi sandığın şeylerin yan etkilerine maruz kalıyorsun.

Önce teşhis...Peki nasıl? Sessiz ve kimsenin seni rahatsız etmeyeceği bir ortamda gözlerini kapat.Nefesine odaklan.Akciğerlerinin hava ile doluşunu ve boşalışını takip et. Her seferinde daha derin nefes almaya çalış..5 dakika bu şekilde nefes alıp verdikten sonra ,kendini doğduğun anda hayal et...Ve o andan itibaren hatırlayabildiğin tün anılarını gözden geçir...İyi veya kötü , mutlu ya da üzgün farketmez...Aklına gelen her anıyı gözden geçir...Sana ne hissettirdiklerine bak...Yaralarını , hastalığını farkedeceksin...

Sonra... Sonra başını secdeye koy ve tüm kalbî yaralarının şifasını Şâfi (c.c.) olandan iste...

Çarşamba, Haziran 03, 2020

HASBİHÂL -2-




- Yazmak ''Olmazsa olmazım''dı bir zamanlar.

- Peki şimdi neden yazmıyorsun?

-Yazmıyorum değil, ya-za-mı-yo-rum.

- Tam anladığımı söyleyemem.Yani yazmak istiyorsun da yazacak vakit mi bulamıyorsun, yoksa yazma yeteneğin mi kayboldu?

-Aslında ikisi de diyebilirim.Yani vakit bulamadığım için kendimle başbaşa kalamıyorum,kendimi dinleyemiyorum,düşüncelerimi toplayamıyorum,hatta düşünemiyorum bile.Öylesine yaşayıp gidiyorum işte.


-Haklısın! Korteksten yaşıyoruz çoğu zaman.Ben de kendimi robot gibi hissediyorum bazen.Her gün aynı şeyleri yapıyorum.Günler birbirinin fotokopisi sanki.

-Sence ne yapmalıyız bunu değiştirmek için? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) '' İki günü eşit olan zarardadır.'' diyor.Zararımı hesaplayamıyorum bile...

- ???

-Bence iki günümüzün bir olmaması bu hayat temposu içinde çok zor.

-Kitap okumak ve her gün yeni bir şeyler öğrenmek...Öğrendiklerimizi de hayata geçirmek...Bu kısır döngüyü kırabilir.

- Kitap okumaya vakit mi var ki.

- TV izlemeye vakit varsa, kitap okumaya da vardır.

- TV izlemek için bir çaba harcamaya gerek yok ki.Zaten günün sonunda hiç bir şey yapacak halim kalmayınca izliyorum.

- Bir iki dakika önce kendimi dinleyecek vakit bulamıyorum, düşüncelerimi toplayamıyorum demiştin.TV izleyeceğin zamanları kendini dinlemeye ayırabilirsin.Gözlerini dış dünyaya kapatıp , içine bakabilirsin.

- İçime bakmak istemiyorum belki de...O kadar çok yara bere var ki içimde.Ne zaman içime baksam daha bir depressif oluyorum.

- Azizim sen içine değil geçmişe bakıyorsun demek ki...

- Peki nedir içine bakmak?

-''Hikmeti anlamaya çalışmaktır.'' Yaşadıklarındaki ya da yaradılışındaki hikmeti anlamak için de ''Yaradan''ı tanımak gerekir.

-Peki nasıl?

- Okuyarak, düşünerek, idrak ederek.

-Yine lafı okumaya getirdin.

- Ne yapayım,benim de pek bir şey bildiğim yok.Bir şeyler öğrenmek için bildiğim tek yol da bu...